Barışı bilemeden büyüdük bizler. Gökyüzü yakındı, ölüm hep uzakta. Savaşların sesini televizyondan duyduk; acısını başkalarının yüzlerinde gördük. Ölümün soğukluğuna dokunmadan, barışın sıcaklığını da anlayamadık. Belki de bu yüzden barışı çoğu zaman savaşın yokluğu sandık. Oysa barış yalnızca silahların susması değildir. Barış, insanın kendisiyle, başkasıyla ve dünyayla kurduğu ilişkinin niteliğidir.
NASREDDİN HOCA Konuşuyor
Nasreddin Hoca, Türk ve daha geniş Türk-İslam dünyasının en tanınmış halk bilgelerinden biridir. Fıkraları; mizah, zekâ, sağduyu ve toplumsal eleştiriyi bir araya getirir. Anadolu'da yaşamış gerçek bir kişi olduğuna inanılır, ancak zaman içinde hakkında anlatılan hikâyeler efsaneleşmiştir. Bakalım Nasreddin Hoca günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi:
Bir çocuk ağladığında yetişkinlerin başı ona doğru çevrilir. “Ne oldu?” denir, kucağa alınır, susması için bir meme, bir oyuncak, bir ninni uzatılır. Çocuk güldüğünde ise çoğu zaman aynı telaş yaşanmaz. Kahkahası evin sessizliğini bozuyorsa susturulur; fazla hareketliyse uyarılır, uygunsuz bir zamanda gülüyorsa cezalandırılır. Böylece çocuk, daha konuşmayı bile öğrenmeden dünyayla ilgili çok güçlü bir ders almaya başlar: Acı görünürdür. Neşe ise kendiliğinden yaşanması gereken, fakat her zaman kabul edilmeyen bir şeydir.
GİORDANO BRUNO Konuşuyor
Giordano Bruno, 16. yüzyılın sonunda Avrupa'da hâkim olan dinsel ve kozmolojik kabullerin çok ötesine geçen fikirler ileri sürdü. Bruno, yalnızca bir "bilim şehidi" olarak değil, Rönesans'ın insan, doğa, Tanrı ve sonsuzluk arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye çalışan filozoflarından biridir. Bakalım Giordano Bruno günümüzde Türkiye’de yaşasaydı bizlere neler söylerdi: